Düşük Bütçeli İşletmeler için Markalama

Nedir marka? David Aaker’a göre;

Bir ad ve logo olmanın çok ötesinde olan marka, bir kuruluşun müşteriye sadece işlevsel değil aynı zamanda duygusal ve toplumsal anlamda markanın simgelediği şeyi verme sözüdür. Ama marka, sözünde durmanın da ötesindedir. Aynı zamanda bir yolculuktur, müşterinin markayla her bağlantı kurduğunda edindiği deneyim ve algıya dayalı olarak sürekli gelişen bir ilişkidir.

Markaları insanlar gibi düşünebilirsiniz. Güvenilir insanlar, tutarsız insanlar, karakterli markalar… Bkz: Jung’un 12 arketipi. Beynimiz tutarsız olanı sevmez, çünkü tembeldir kolayı sever. Tutarsızlık beyni yorar ve insanı huzursuz eder. Bu huzursuzluk her zaman kötü sonuçlar doğurmaz o ayrı bir konu…

İnsanları tanıma biçimimizi göz önünde bulundurun, giyim, söylem, tavır vb insanı insan yapan tüm detaylar zihnimizde birer anlamsal bağ kılavuzluğunda yer alırlar. Anlamsal bağ insan beyninin arşiv tutarken olayları örgüsel olarak ele alması ve bu örgüye göre ihtiyaç halinde kolayca bulup kullanıma sınması ile ilgili bir konu.  

Marka kavramı işletmelerin hedef kitleleri ile kuracakları iletişim için kullandıkları ambalajlardır. Marka garantördür. Bazen kalitenin garantisidir bazen ucuzluğun. Mesela ucuz ve kaliteli dersen bu sefer ispat için yatırım ister marka, çünkü tutarsız şeyleri sevmez beynimiz. 

Ne olduğu önemlidir çünkü ne vaad edeceği ne olduğu ile ilgili olmalıdır. Bir de ihtiyaçlar var tabi hayat dünyayı çok iyi bir yer yapmalıyız mottosu ile yola çıkıp sırf buna çok inandı diye insanları başarılı kılmaz. Rezil eder adamı.  Yola çıkarken arz talep dengesini pazar analizini fazlası ile önemsemelisiniz. Belki de talebi dahi sizin oluşturmanız gerekiyor. 

Konumuza dönelim minik markacıklar, ülkemizde gelin görümce kavgasına kurban giden aile şirketleri mezarlığı çok büyük ve startup ekosistemi sizlere sesleniyorum. Kimsiniz kardeşim siz? Bir cümlede uzatmadan bu tanımı yapamıyorsanız otur sıfır.

Nasıl olacak?

Aile şirketi de olabilirsiniz yeni filizlenmiş bir fikri de konuşuyor olabiliriz önce temel faaliyet alanını belirlememiz ve Maslow’un ihtiyaçlar piramidinde kendinize yer bulmanız lazım. Hangi ihtiyacı nasıl karşıladığınız önemli. Mesela Nusret insanların karnını doyurmuyor malum…

Bu ülkeden büyük marka çıkar mı çıkmaz mı bilemiyorum ama çok büyük temeller gördük Eyüp Sabri Tuncer, Kemal Tanca, Güllüoğlu… Marka olan aile şirketleri İsmi ne olursa olsun mesela Ahmet bey olsun. Ahmet beyin çıraklıktan beri kafasında oturttuğu kendi karakterinden de beslenen bir çalışma disiplini var. Ahmet günü gelip kendi işletmesini kurduğunda tüm tecrübesi ile birlikte kafasındaki çalışma disiplinini çalışanlarına da aktarıyor ustasına da. Ticaret yaparken kafasında belirlediği kırmızı çizgiler Ahmet bey için namus meselesi. Bu Ahmet’in hikayesi uzar gider anladınız mevzuyu. 

Dananın kuyruğu Ahmet’in çocuklarında taş çatlasın torunlarında kopuyor. Çünkü Ahmetin kafasında belirlediği kurallar modern işletme dinamiklerine göre yeniden hesaplanmadı, yazılıp çizilmedi. Dedesini anlamadı ki Berke Can. Amerika’da aldığı eğitim dedesinin uyguladığından farklıydı, zaten hangi devirde yaşıyoruz?

Marka dediğin şey sürdürülebilirlliktir Berke Can, üretim bandını son teknoloji ile de donatsan, kalitede çığır da açsan ya artık dedenden miras kalan şirket değildir yönettiğin yada dedenin mirasıdır erittiğin.

Hacimden ve sermayeden bağımsız üzerinde logonuzu taşıyan canlı yada cansız her şey markanızdan beslenmeli ve bu sizin kontrolünüzde olmalı, iletişim doğal akışına bırakarakacak konu değildir.

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir